Biyolojik Risk Etmenleri

Biyolojik Risk Etmenleri

Biyolojik Risk Etmenleri

Biyolojik Risk Etmenleri; enfeksiyona, alerjiye veya zehirlenmeye neden olan, Mikroorganizmalar, Hücre kültürleri ve insan endoparazitleri içermektedir.

Biyolojik Risk Etmenleri

Çalışma yaşamında biyolojik risk etkenleri denildiğinde akla, herhangi bir enfeksiyona, alerjiye veya zehirlenmeye neden olabilen, (genetik olarak değiştirilmiş olanlar da dahil) mikroorganizmalar, hücre kültürleri ve insan parazitleri gelir.

Mikroorganizma, mikroskobik boyuttaki canlıları belirtmek için kullanılan genel bir terimdir. Günümüzde bilimsel dilde, mikrop teriminin daha modern bir karşılığı olarak kullanılmaktadır. Bu metinde (ve konuya ilişkin yönetmelikte) mikroorganizma, genetik materyalini replikasyon veya aktarma yeteneğinde olan hücresel veya hücresel olmayan mikrobiyolojik varlığı ifade etmek için kullanılmaktadır.

Mesleki Biyolojik Risk Etmenleri

Biyolojik riskler, yukarıda belirtilen durumlara neden olan tüm virüsler, bakteriler, mantarlar ve parazitleri kapsamaktadır.

Ulusal ve uluslar arası İSG standartlarında bu riskler zararlı veya toksik olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte bu düzenlemelerin çoğunda biyolojik tehlikelerin, başlıca mikroorganizmalar veya enfeksiyöz etmenler olarak sınırlandırıldığı görülmektedir. İşyerlerinde bulunan biyolojik risk etmenlerinin tayininde, daha ziyade tarım işçileri, sağlık çalışanları ve laboratuar çalışanları üzerine yoğunlaşılmıştır.

Bunun yanı sıra diğer işkollarında çalışanların maruz kaldığı mesleki biyolojik riskler şöylece örneklendirilebilir:

  • Tarım: Ürünün yetiştirilmesi ve hasadı, Hayvancılık, Ormancılık, Balıkçılık
  • Tarımsal ürünler: Gıda paketleme, Depolama: tahıl siloları, tütün ve diğerleri, Hayvan tüyleri ve derilerinin işlenmesi, Tekstil fabrikaları, Ağaç işleme: marangozhaneler
  • Laboratuvar hayvanlarının bakımı
  • Sağlık bakımı: Hasta bakımı: tıbbi ve dental
  • Farmasötik ve bitkisel ürünler
  • Kişisel bakım: Saç bakımı, vücut bakımı
  • Klinik ve araştırma laboratuvarı
  • Biyoteknoloji: Üretim işlemleri
  • Günlük bakım merkezleri
  • Bina onarımı: “Hasta” binalar
  • Katı ve sıvı atıkların yok edilmesi
  • Endüstriyel atıkların yok edilmesi

Biyolojik bir etkenin sağlıklı kişide hastalığa yol açması;

  1. Etkenin hasta etme yetisinin yüksekliğine (patojenite-virülans)
  2. Bulaşma yollarına (temas, ortak kullanılan cansız maddeler, hava ve vektörler)
  3. Konakçı adı verilen kişinin duyarlılığına
  4. Çevre etmenlerine (ısı değişiklikleri, nem, radyasyon, hava basıncı, hava akımının hızı, kimyasal maddeler, gazlar ve toksinler) bağlıdır.

 

Biyolojik Risk Grupları

Biyolojik etkenler enfeksiyon risk düzeyine göre 4 risk grubunda sınıflandırılır:

Grup 1 biyolojik etkenler: İnsanda hastalığa yol açma olasılığı bulunmayan biyolojik etkenlerdir.

Grup 2 biyolojik etkenler: İnsanda hastalığa neden olabilen, çalışanlara zarar verebilecek, ancak topluma yayılma olasılığı olmayan, genellikle etkili korunma veya tedavi olanağı bulunan biyolojik etkenlerdir.

Grup 3 biyolojik etkenler: İnsanda ağır hastalıklara neden olan, çalışanlar için ciddi tehlike oluşturan, topluma yayılma riski bulunabilen ancak genellikle etkili korunma veya tedavi olanağı olan biyolojik etkenlerdir.

Grup 4 biyolojik etkenler: İnsanda ağır hastalıklara neden olan, çalışanlar için ciddi tehlike oluşturan, topluma yayılma riski yüksek olan ancak halen etkili korunma ve tedavi yöntemi bulunmayan biyolojik etkenlerdir.

Mikroorganizmalar

Mikroorganizmalar, tek bir hücre veya hücre grupları olarak yaşayan büyük ve farklı bir organizma grubudur. Mikrop hücreleri, doğada yalnız yaşayamayan ancak çok hücreli organizmaların parçası olarak yaşayabilen hayvan ve bitki hücrelerinden farklılık gösterir.

Mikroorganizmalar, diğer canlı formlarına öldürücü olan koşullarda dahi yaşayabilir. Bu mikropların üç ana kaynağı vardır:

  • Bazı kendine özgü işlerle ilişkili çeşitli substratların mikrobiyal ayrışmasından oluşanlar: küf mantarı- hipersensitif pnömonit
  • Çevresenin belirli tipleriyle ilişkili olanlar: su donanımındaki bakteriler
  • Belirli bir patojen barındıran enfekte kişilerden kaynaklananlar. Çalışma ortamında büyük bir dağılım göstererek insanlarla etkileşime giren ve zarar veren mikroorganizmalar, virüsler, bakteriler, mantarlar ve diğerleri (Protozoalar) olarak dört ana grupta toplanmaktadır.

 

Çalışma Ortamları

Tıp ve laboratuvar çalışanları ve diğer sağlık çalışanları eğer uygun koruyucu önlemler alınmazsa mikroorganizmalar tarafından enfeksiyona maruz kalırlar.

Hastane çalışanları birçok biyolojik tehlikelere maruz kalmaktadır: HIV, Hepatit B, Herpes virüs, Rubella ve Tbc gibi.

Tarım sektöründe çalışma, geniş bir mesleki tehlikeyle ilişkilidir. Organik toza maruziyet ve havadaki mikroorganizma ve toksinlere maruziyet solunum sistemi hastalıklarına yol açabilir. Bunlar; Kr. Bronşit, astım, Hipoersensit,if pnömonit, organik toz sendromu ve KOAH şeklinde sıralanabilir. Bazı ağaç tozlarına maruziyet de astım, konjunktivit, rinit veya alerjik dermatit ile sonuçlanabilir.

 

Enfeksiyon Riski

Çalışanların maruz kaldığı biyolojik riskler, tarihsel olarak ilk sağlık çalışanlarından tespit edilmiştir. Yıllar boyunca birçok sağlık çalışanı, araştırma yaparken veya hastalıkların tedavisi sırasında biyolojik etmenlere bağlı olarak hastalanmış hatta yaşamlarını kaybetmiştir.

Hastane ve tıbbi araştırma merkezlerinde bilinen birçok ciddi tehlikeye karşın sağlık ve güvenlikle ilgili kurallar sıklıkla ihmal edilmiştir. Bundan başka, tanı ve tedavi amacıyla kullanılan iyonize radyasyon, sitostatik ilaçlar, anestetik gazlar gibi yeni teknik ve ilaçların sonradan çıkan yan etkileri de nadir olmayarak sağlık çalışanları ve ailelerinin sağlığını tehlikeye atmıştır.

Tehlikeler, sağlık bakımının yapıldığı her yerde olmakla birlikte en büyük risk hastane ve araştırma merkezlerinde çalışanlar için söz konusudur. Meslek hastalıklarının ekonomik sonuçları; kaybolan işgücünü, bunun yarattığı mali kayıp, tıbbi bakımın maliyeti gibi parametrelerle ölçülebilir. Ama aslında sonuçlar kişi ve ailesi için ekonomik, fiziksel ve psikolojik hasarların ötesine gitmekte; düşüklerde artma, konjenital anomaliler, prematüre doğumlar, düşük kilolu bebekler, perinatal ölümler ve mutasyon hızında artma görülmektedir.

Etken, kişinin kendisinde yerleşik ise iç kaynaklı (endojen), dışarıdan alınmışsa dış kaynaklı (ekzojen) enfeksiyondan bahsedilir.

Biyolojik risk etmenleri, tehlikeler, faktörler
Mikroorganizmaların çalışanlar üzerindeki etkileri

 

 

Enfeksiyon Zinciri

Sağlık çalışanlarında enfeksiyon riskinin genel nüfusa göre neden yüksek olduğunu daha kolay anlamak için enfeksiyon zinciri kavramını gözden geçirmekte yarar vardır. Enfeksiyon hastalığı; enfeksiyon etkeni ile duyarlı kişi arasındaki ilişkiden kaynaklanır. Etken ve duyarlı kişinin arasına bulaşma yolları konulduğunda enfeksiyon zinciri tamamlanmış olmaktadır.

Enfeksiyon zinciri üç halkadan oluşur:

Enfeksiyon Etkeni:

 

Bir enfeksiyon etkeninin hastalık yapabilme yeteneği patojenite; etkenin ağır veya öldürücü bir hastalık tablosuna yol açma yeteneği ise virülans olarak tanımlanır. Sağlık hizmeti verilen birimlerde, özellikle hastanelerin belirli bölümlerinde patojenitesi ve virülansı çok yüksek dirençli mikroorganizmaların varlığı ve yoğunluğu iyi bilinen ve araştırmalarla saptanmış bir olgudur. Hastane enfeksiyonu etkenleri hastalarla birlikte, sağlık çalışanlarını da tehdit eder. Başlıca enfeksiyon etkenleri şunlardır:

Başlıca enfeksiyon etkenleri şunlardır:

Asellüler

  • Prionlar (<5nm) ><5nm)
  • Viroidler (<5nm) ><5nm)
  • Viruslar (20-300nm)

Tek hücreliler

  • Prokaryotikler (200-2000nm)
    • Bakteriler
    • Klamidyalar
    • Mikoplazmalar
    • Riketsiyalar
  • Ökaryotikler (>2000nm)
    • Mantarlar (maya)
    • Protozoonlar

Bakteriler

Biyolojik risk etmenleri

Bulaşma Yolları

Başlıca dört adet bulaşma yolu vardır: Temas, ortak kullanılan cansız maddeler (su, yiyecek, süt ürünleri vb.), hava ve vektörler. Ayaktan ve yataklı tedavi kurumları, tanı ve araştırma laboratuvarları bu etkenlerin her türlü bulaşma yolu için elverişli ortamlardır.

 

Duyarlı Kişi (Konakçı) ;

Enfeksiyon zincirinin son halkasıdır. Çalışma koşulları gereği, çeşitli mikroorganizmaların kişinin çeşitli yerlerinde kolonize olma olasılığının yüksekliği yanında özgün olmayan ve özgün kişisel savunma mekanizmalarının, yine ağır çalışma koşullarının yarattığı stres ve normal nüfusa göre fazla olduğu gözlenen bazı sağlık bozucu alışkanlıkların da etkisiyle yeterince işlev göremediği durumlar söz konusu olabilir.

Çevre etmeni ise zincirin tümünü kapsar. Isı değişiklikleri, nem, radyasyon, hava basıncı, hava akımının hızı, kimyasal maddeler, gazlar ve toksinler gibi faktörler enfeksiyon oluşumunu etkilerler. Patoloji, mikrobiyoloji, biyokimya laboratuarları; radyoloji ve radyoterapi bölümleri; ameliyathaneler başta olmak üzere sağlık kuruluşlarının görev yapılan her bölümünde bu etmenlerin olumsuz etkileri söz konusudur.

Sık Görülen Enfeksiyonlar

Özellikle sağlık çalışanlarında sık görülen, enfeksiyonlar şunlardır:

  1. Bakteriyel Enfeksiyonlar: Tüberküloz, Menengokoksik Menenjit, Gastrointestinal Sistem Enfeksiyonları, Lejyoner Hastalığı, Difteri, Boğmaca.
  2. Viral Enfeksiyonlar: Hepatit-B, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak, su Çiçeği veya Varisella Zoster, Herpes Enfeksiyonları, Sitomegalovirüs Enfeksiyonları, Edinsel Bağışıklık Yetersizliği Sendromu.
  3. Diğerleri: Histoplazmosis vb.

Enfeksiyonlara Karşı Önlemler

1. Genel Önlemler

  • Periyodik taramalarla duyarlı kişi saptanması,
  • Personel eğitimi,
  • Çalışırken uyulacak hareket tarzlarının belirlenmesi,
  • Laboratuar mimari yapılarının işlevlerine uygunluğu,
  • Uygun yalıtım ve dezenfeksiyon önlemleri,
  • Enfeksiyon taraması için epidemiyolojik sistem,
  • Aktif immünizasyon (aşılanma)

 

Duyarlı Kişilerin Tanınması ve Önlem Alınması

 

biyolojik risk etmenleri

Laboratuvarlarda Alınması Gereken Güvenlik Önlemleri

 

  • Ağızla pipet kullanılması yasağı,
  • Pipetle çalışırken baloncuk oluşmasına dikkat edilmesi,
  • Pipet yerine iğne ve şırınga kullanılmaması,
  • Özelerin kullanılmadan önce soğutulması,
  • Tüp kapakları açıldığında tüpün ağzının alkollü bez ile örtülmesi,
  • Tüm tehlikeli işlemlerin “Biyolojik Güvenlik Kabini”nde yapılması,
  • Santrifüj işleminin iyi havalandırılan bir odada yapılması, sağlam plastik tüp kullanılması,
  • Parenteral enjeksiyon ve aspirasyonun iğnesi kilitlenen enjektörle yapılması, iğne enjektörden ayrılırken alkollü bezle tutulması,
  • Kullanılmış iğne ve enjektörlerin doğruca dar ağızlı sağlam kaplara atılması,
  • Tüm kontamine materyalin atılmadan önce otoklavdan geçirilmesi,
  • Tüm kontamine cam ve pipetlerin otoklava gitmeden önce dezenfektanlı kaplarda toplanması,
  • Laboratuvarlarda yemek, içmek ve sigara içmenin yasaklanması,
  • Çıkarken ellerin yıkanması, önlüklerin laboratuvarlarda bırakılması,
  • Serum veya örnek saklanan buzdolabında yiyecek bulunmaması

Bu aşamaya kadar sağlık çalışanlarının en sık karşılaştıkları enfeksiyon riskleri ve bunlara karşı alınabilecek önlemler özetlenmiştir. Bütün bu önlemlerin alınması periyodik eğitim, taramalar ve bir yapılanma gerektirir. Bugün için bu gereksinmeyi karşılayacak ve sağlıklı işleyen yapılar bulunmamaktadır. Hastaneler için, tüm sağlık çalışanlarının temsil edilebildiği enfeksiyon kontrol komiteleri ve bunlarla işbirliği içinde çalışacak, çalışma yaşamındakine benzer bir işyeri sağlık birimi – işyeri hekimliği kurumu boşluğu doldurabilir. Bu tür yapılanma eksikliğinin yanı sıra diğer sorunlar da şu şekilde özetlenebilir:

  • Sağlık çalışanlarının karşılaştıkları riskler ve alınacak önlemler konusunda bilgi ve ilgi eksiklikleri,
  • Maske, eldiven, dezenfeksiyon, sterilizasyon vb. kolaylıklarının pek çok kurumda olmaması,
  • Serolojik tanı testlerinin ancak büyük merkezlerde yapılabilmesi,
  • Aşı ve immünglobulinlerin ithal edilmesi, her zaman bulunmaması ve pahalı olması.

biyolojik risk etmenleri

 

Biyolojik Risklerin Belirlenmesi ve Değerlendirilmesi

Risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesinde aşağıda söz edilen konular dikkate alınmalıdı;

  • Biyolojik etkenlere maruz kalma riski bulunan herhangi bir çalışmada, işçinin sağlık ve güvenliğine yönelik herhangi bir riski değerlendirmek ve alınması gereken önlemleri belirlemek için, çalışanın maruziyetinin türü, düzeyi ve süresi belirlenmelidir. Birden fazla grupta yer alan biyolojik etkenlere maruziyetin söz konusu olduğu işlerde risk değerlendirmesi, zararlı biyolojik etkenlerin tümünün oluşturduğu tehlike dikkate alınarak yapılmalıdır. Risk değerlendirmesi, düzenli aralıklarla ve çalışanın biyolojik etkenlere maruziyet koşullarını etkileyebilecek herhangi bir değişiklik olduğunda yenilenmelidir.
  • Çalışanların, işlerinin sonucu olarak ortaya çıkabilecek alerjik veya toksik etkiler hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.
  • Çalışanların, işlerinin sonucu olarak ortaya çıkabilecek hastalıklarla ilgili bilgilere sahip olunmalıdır.
  • Çalışma ortamındaki insan sağlığına zararlı olan veya olabilecek tüm biyolojik etkenlerin sınıflandırılması gereklidir.
  • Yaptıkları işle doğrudan bağlantılı olarak çalışanların yakalandığı hastalıkla ilgili bilgilere sahip olunmalıdır.
  • Yetkili makamların, çalışanların sağlığını korumak için biyolojik etkenlerin denetim altına alınması hakkındaki önerileri dikkate alınmalıdır.

 

Biyolojik Risk Etkenlerine Karşı Genel Yaklaşım

  • Periyodik taramalarla duyarlı kişi saptanması; Başta işe giriş ve aralıklı kontrol muayeneleri olmak üzere taramalarla duyarlı kişilerin saptanması,
  • Tüm çalışan personelin eğitimi,
  • Çalışırken uyulacak hareket tarzlarının belirlenmesi,
  • Çalışma ortamının (hastane, laboratuar, hayvan barınağı, kesimevi, paketleme atölyeleri, klinikler, kişisel bakım merkezleri, atık arıtma atölyeleri vb. mimari yapılarının işlevlerine uygunluğu,
  • Uygun yalıtım ve dezenfeksiyon önlemleri,
  • Enfeksiyon taraması için epidemiyolojik sistem,
  • Aktif bağışıklama (immünizasyon-aşılama).

 

İkâme

İşveren, yapılan işin özelliğine göre zararlı biyolojik etkenleri kullanmaktan kaçınmalı ve teknik gelişmelere uygun olarak, kullanım koşullarında çalışanların sağlığı için (varsa) tehlikeli olmayan veya daha az tehlikeli olan biyolojik etkenleri kullanmalıdır.

Risklerin Azaltılması

İş organizasyonu yapılırken, işyerinde biyolojik etkenlere maruziyet riskinin azaltılması için aşağıdaki konulara dikkat edilmelidir:

  • Yapılan risk değerlendirmesi sonucunda, çalışanların sağlık ve güvenliği için risk olduğu ortaya çıkarsa, tüm çalışanların maruziyeti önlenmelidir.
  • Bunun teknik olarak mümkün olmadığı durumlarda, yapılan iş ve risk değerlendirmesi dikkate alınarak, sağlık ve güvenlik yönünden yeterli korumayı sağlayacak şekilde, çalışanların maruziyet düzeyinin en aza indirilmesi için;

1) Maruz kalan veya kalabilecek kişi sayısı, mümkün olan en az sayıda tutulmalıdır.

2) Çalışma prosesleri ve teknik kontrol önlemleri, biyolojik etkenlerin ortama yayılmasını önleyecek veya ortamda en az düzeyde bulunmasını sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

3) Öncelikle toplu koruma önlemleri alınmalı ve/veya maruziyetin başka yollarla önlenemediği durumlarda kişisel korunma yöntemleri uygulanmalıdır.

4) Hijyen önlemleri, biyolojik etkenlerin çalışma yerlerinden kontrol dışı dışarıya taşınması veya sızmasının önlenmesi veya azaltılmasını sağlayacak şekilde uygulanmalıdır.

5) Biyolojik risk işareti ile birlikte ilgili diğer uyarı işaretleri de kullanılmalıdır.

6) Biyolojik etkenlerin karıştığı kazaların önlenmesine yönelik plan hazırlanmalıdır.

7) Gerekiyorsa ve teknik olarak olanak varsa, kullanılan biyolojik etkenlerin saklandıkları ortam dışında bulunup bulunmadığının belirlenmesi için ölçümler yapılmalıdır.

8) Atıkların, gerektiğinde uygun işlemlerden geçirildikten sonra çalışanlar tarafından güvenli bir biçimde toplanması, depolanması ve işyerinden uzaklaştırılması, güvenli ve özel kapların kullanılması da dahil uygun yöntemlerle yapılmalıdır.

9) Biyolojik etkenlerin işyeri içinde güvenli bir şekilde taşınması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

 

Hijyen ve Kişisel Korunma

Kişisel hijyenin başında, biyolojik etkenlerin bulaşma riski bulunan çalışma alanlarında herhangi bir şey yiyip içmeleri engellenmelidir. Tüm çalışanlara uygun koruyucu giysi veya diğer uygun özel giysi sağlanmalıdır. İşçilere, göz yıkama sıvıları ve/veya cilt antiseptikleri de dahil, uygun ve yeterli temizlik malzemeleri bulunan yıkanma ve tuvalet olanakları sağlanmalıdır. Gerekli koruyucu ekipmanlar belirlenmiş bir yerde uygun olarak muhafaza edilmeli, her kullanımdan sonra ve kullanımdan önce kontrol edilip temizlenmelidir. Biyolojik etkenlerle kirlenmiş olabilecek iş elbiseleri ve koruyucu ekipman, çalışma alanından ayrılmadan önce çıkarılmalı ve diğer giysilerden ayrı bir yerde saklanmalıdır. İşverence, kirlenmiş bu elbiselerin ve koruyucu ekipmanın dekontaminasyonu ve temizliği sağlanmalı, gerektiğinde imha edilmelidir.

 

İşçilerin Eğitimi ve Bilgilendirilmesi

İşveren, işyerinde çalışanların ve/veya temsilcilerinin uygun ve yeterli işyeri hijyeni ve kişisel hijyen eğitim almalarını sağlamalıdır. Bu eğitim; olası sağlık risklerini, maruziyeti önlemek için alınacak önlemleri, hijyen için gerekenleri, koruyucu ekipman ve elbiselerin kullanımı ve giyilmesi ile ilgili bilgileri, herhangi bir olay anında ve olayların önlenmesinde işçilerce yapılması gerekenleri içermelidir.10

Çalışanlara verilecek bu eğitim biyolojik etkenlerle temasın söz konusu olduğu çalışmalara başlanmadan önce verilmeli, yeni veya değişen risklere göre uyarlanmalı, gerektiğinde periyodik olarak tekrarlanmalıdır.

 

Çalışanlarında Sık Görülen Enfeksiyonlar

Hepatit-B:

Etken: Bir DNA virüsüdür. 

Epidemiyoloji: Kanla sık teması olanlar (sağlık çalışanı ve hasta olarak), homoseksüeller, ivyolu kullanan ilaç bağımlıları, taşıyıcı anne bebekleri, huzurevi, düşkünler yurdu vb. gibi yerlerde yaşayanlar daha çok risk altında olarak tanımlanırlar. Ancak bu tanımlama, HBsAg görülme sıklığının %1’in altında olan ülkeler için daha çok geçerlidir. Ülkemizde yapılan araştırmalarda, sağlık çalışanlarıyla normal nüfus arasında HBsAg taşıyıcılığı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu durum sağlık çalışanlarının risk altında olmadığını değil, bütün toplumun risk altında olduğunu vurgular.

Genel nüfusta HBsAg görülme sıklığı %1’in altında olan ülkelerde kanla sık teması olan sağlık çalışanları risk altında kabul edilir. Bunlar; kan bankaları, dializ üniteleri, laboratuarlar, diş klinikleri, hemotoloji-onkoloji bölümleri, ameliyathane gibi birimlerde çalışanlardır. Risk, kan ve kan ürünleriyle doğrudan temas sıklığı ve sağlık merkezlerine başvuranlarda Hepatit-B enfeksiyonu sıklığı ile ilgilidir.

Bulaşma Yolu: En iyi tanımlanmış yollar kan ve kan ürünleri ile temas ve cinsel ilişkidir. Ancak, virüs vücut doku ve sıvılarının pek çoğundan izole edilmiştir. Türkiye gibi görülme sıklığının yüksek (erişkin nüfusta virüsle karşılaşma oranı tahmini %70-80 dolayında, bunun %8 kadarı HBsAg taşıyıcıları) olduğu ülkelerde taşıyıcı veya hasta anneden bebeğe bulaşma ve aile içi temaslarla bulaşma oranları da yüksektir.

En iyi bilinen bulaşma şekli enfekte bir iğne veya kesici materyalin batması ile olandır. Bu durumda virüs bulaşma olasılığının %20-30 dolayında olduğu bildirilmektedir. Cilt kesileri ve göz gibi organlardaki müköz zarlar da virüsün kolaylıkla geçmesine izin verir. Laboratuvar işlemleri ve enfekte materyalin taşınması sırasında hastalık bu yolla bulaşabilir.

Türkiye’de genel nüfusta HBsAg görülme sıklığının yüksek olması, çeşitli minör bulaşma yollarının katkısı ile tüm sağlık personelinin risk altında olduğunun göstergesidir. Birçok sağlık ocağı, dispanser ve hastanemizdeki olumsuz çalışma koşulları, Hepatit-B enfeksiyonundan korunma önlemlerinin uygulanmasına engel olabilmektedir. Ayrıca önemli bir konu da, hekimler dahil olmak üzere sağlık çalışanları ve sağlık yöneticilerinin, hastalığın bulaşma yolları ve basit korunma yöntemleri konusunda eğitim düzeylerinin yetersiz olmasıdır.

Sonuç olarak; Türkiye’de başta kanla sıkı teması olanlar olmak üzere tüm sağlık çalışanlarını Hepatit-B için risk altında saymak gerekmektedir.

Klinik Özellikler: Kuluçka süresi 1-6 ay arasında, ortalama üç aydır.

Akut enfeksiyon %90’a varan oranda sarılık olmaksızın geçer. Bu durumlarda çoğunlukla hastalık tanınmaz, ancak rastlantısal olarak serumda ALT ve AST bakılırsa tanınma şansı vardır. Sarılık gelişirse genellikle bir kaç hafta sürer ve geçer. Hastalığın altında yatan olay, üreyen virüse karşı vücudun bağışıklık sisteminin cevabı sonucu karaciğer hücrelerinin yok olmasıdır. Sarılıkla geçen akut dönemde karaciğer yetmezliğinden ölüm olasılığı 1/1000 kadardır.

Hepatit-B virüsü ile karşılaşanların %10 kadarında hastalık kronikleşir. Akut dönemi sarılık olmaksızın geçirenlerde bu oranın daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Kronikleşmeyen durumlarda karaciğer hasarı tamamen düzelir. Kronikleşme tanısı, virüsün çoğaldığını gösteren serolojik işaretlerin ve serum ALT, AST düzeylerinin 6 ay boyunca düzelmemesi ile düşünülür ve karaciğer biopsisi ile kesinleştirilir. Kronikleşen hastaların yaklaşık 2/3’ünde karaciğer hasarı hafiftir ve siroz gelişmez. 1/3’ünde ise kronik aktif hepatit sözkonusudur; bu tanıyı alanlarda, bazen 10 ila 30 yıl sonrasında bile olsa, siroz gelişme olasılığı yüksektir.

Bu hastalarda aynı zamanda, Hepatoselluler karsinoma riski de yüksektir. Sağlıklı taşıyıcılık tanımı; HBsAg pozitifliğinin sürdüğü, virüsün çoğaldığına ilişkin başka işaretlerin bulunmadığı, serum ALT ve AST düzeylerinin normal olduğu durumlar için kullanılır. Bu durum, karaciğer hasarının olmadığı bir tür kronikleşme olarak da görülebilir.

HBsAg’yi kullanarak çoğalabilen ve delta virüsü olarak bilinen etkenin neden olduğu kronik hepatitler üstteki hesaplara dahil değildir.

Tanı: Hepatit-B tanısı, serum ALT ve AST düzeylerinin yükselmesiyle ve aşağıdaki tabloda görülen ve virüse ait serolojik işaretler veya işaretleyicilerin gösterilmesiyle konur.

 

biyolojik risk etmenleri

Tedavi: Akut dönemde özgün bir tedavisi yoktur. Kronik aktif hepatitlerde, bazı koşullarda alfa interferon tedavisi ile kısmen başarılı sonuçlar alındığı bildirilmektedir.

Korunma: Bütün bulaşıcı hastalıklarda olduğu gibi korunma yöntemlerini iki ana başlık altında toplayabiliriz:

  • Kaynak ve bulaşma yollarına yönelik olanlar,
  • Sağlam insanlara yönelik olanlar.

 

İlk grupta yer alan önlemler arasında; iyi hijyenik koşulların sağlanması, kan ve kan ürünlerinin kontrolü bulaşma yolları ve korunma yöntemleri konusunda sağlık çalışanları ve riskli grup üyelerinin eğitimi, Virüs taramaları, bildirim zorunluluğu, sağlık kurumlarında bir defalık eldiven, şırınga, iğne vb kullanımı sayılabilir. Bu önlemler dikkatlice uygulandığında hem nüfusun bütününde, hem de sağlık çalışanlarında Hepatit-B riski azalır. Ancak bütün bu önlemlerin eşgüdümlü olarak uygulanması ve başarı sağlanması bazı koşullara bağlıdır. Toplumun genel eğitim düzeyi, kültürel ve davranışsal kalıplar, sağlık hizmetlerinin nitelik ve niceliksel düzeyi, parasal kaynak düzeyi, yani kabaca bir kaç sözcükle ifade edersek “toplumun gelişmişlik düzeyi“ ilk gruptaki önlemlerin başarılı olmasında büyük ölçüde belirleyiciliğe sahiptir.

Sağlam insanlara yönelik önlemlerin en başında aktif bağışıklama gelir. Hepatit-B’ye karşı, insan plazmasından üretilen aşı 1982, gen mühendisliği teknolojisiyle üretilen aşılar 1986 yılından bu yana dünya ölçeğinde kullanılmaktadır. Bu ürünler arasında önemli farklılık yoktur.

biyolojik risk etmenleri

 

 

Aşılanma ile oluşan Anti Hbs düzeyinin 5-6 yıl koruyuculuğunu sürdürdüğü bildirilmektedir. Buna göre 5-6 yılda bir, dozun tekrarlanması gerekebilir.

Aşılanmamış veya aşıya karşı antikor oluşmamış duyarlı kişilerde (HBsAg ve Anti Hbs negatif kişiler) Hepatit-B immün Globulini (HBIG) ile pasif olarak korunmak olanaklıdır. İğne batması türü bir kazada ilk 48 saat diğer temaslarla ilk 7 gün içinde HBIG üstteki tabloda gösterilen dozda uygulanmalıdır. Bu bulunamıyorsa Standart İmmün Globulin (SIG) kullanılabilir. Antikor cevabı alınmayan ve bağışıklık sisteminde eksiklik olan kişilerde 4 ayda bir 5-10 ml SIG uygulanması önerilmektedir. Genel nüfusta Hepatit-B virüsü ile karşılaşma oranı %60-80 tahmin edildiğinden, yerli SIG’in Hepatit-B’ye karşı koruyuculuk açısından HBIG’den fazla farkı yoktur. HBIG, Hepatit-B’ye karşı bağışık kişilerin plazmalarından hazırlanır. 1980’li yıllara kadar Türkiye’de üretilen SIG ise artık ithal edilmektedir ve çok pahalıdır.

Özetle, Türkiye’de kaynak ve bulaşma yollarına yönelik önlemlerin sağlık kurumlarında bile eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesi zordur. Oysa, yukarıda belirtilen önlemlerin uygulanması için yurt ölçeğinde çaba gösterilirken, sağlık çalışanlarının vakit yitirilmeden Hepatit-B’ye karşı aşılanması gereklidir. Aşılamada hedef, duyarlı, yani HBsAg ve anti HBs’si negatif tüm sağlık çalışanları olmalıdır. Duyarlı kişilerin saptanması için HBsAg ve anti HBs ölçümleri her ilimizde en azından “reverse passive haemagglutination” yöntemiyle yapılabilir. Bütün büyük illerimizde “ELİSA” yöntemiyle test yapmak olanaklıdır.

Genel anlamda sorunlar;

  • Sağlık çalışanlarının bilgi eksiklikleri,
  • Tarama ve aşı maliyetlerinin yüksekliği,
  • İşveren konumundaki özel ve kamuya ait sağlık kurumlarının duyarsızlık ve sorumsuzlukları şeklinde sıralanabilir.

Sağlık çalışanları, öğrencilik dönemlerinde bir sağlık kuruluşunda çalışmaya başlarken Hepatit-B yönünden taranmalı ve duyarlı olanlar aşılanmalıdır. Bütün öğretim kurumları kamuya ait olduğuna göre, bu bir devlet yükümlülüğü sayılmalı ve tümüyle ücretsiz olmalıdır. Bu sistem yaygınlaşıncaya kadar, özel veya kamuya ait sağlık kuruluşları işe girenlerden aşı belgesi istemeli veya tarama yapmalı, çalışanları taramak ve aşılamakla yükümlü olmalıdır.

Sağlık çalışanlarının bir görevi de, Hepatit-B’nin önemli bir halk sağlığı sorunu olması dolayısı ile HBsAg taşıyıcısı annelerin bebekleri başta olmak üzere, tüm bebeklerin rutin Hepatit-B aşısı olmalarının devletin bir görevi olarak benimsenmesi ve uygulanması için çaba göstermesi olmalıdır.

Edinsel Bağışıklık Yetersizliği Sendromu (EBYS) ( AIDS)

Etken; insan bağışıklık yetersizliği virüsüdür. (Human Immun Deficiency Virüs- HIV) Bulaşma yolları ve risk altında kabul edilen gruplar Hepatit-B’ye çok benzer. Ancak sağlık çalışanları için Hepatit-B’ye göre çok daha küçük bir risk oluşturduğu söylenebilir. Bir iğne kazasında bile Hepatit-B’nin bulaşma şansı %20-30 iken, EBYS için bu oran 1/650 dolayında hesap edilmektedir. Bunun, birim kan miktarına göre partikül sayısının Hepatit-B virüsüne göre çok düşük olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu sendromda, virüsün hücresel savunma sistemini etkilemesi sonucunda oluşan enfeksiyonlar ve/veya bazı kanserler hastalık tablosuna ve giderek ölüme yol açar. Virüsün organizmaya girmesi ile ölüm arasında yıllarca hatta 10 yılı çok aşkın süreler olabilir.

Tanı, serumda virüse karşı antikor gösterilmeyle konur. Bu durumdaki bir kişi, sağlam taşıyıcılıktan, ölümcül duruma kadar uzanan bir spektrum içinde olabilir. Özgün bir tedavi yöntemi yoktur. Henüz etkin bir aşı geliştirilememiştir.

Korunma, kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan hastalıklara karşı alınacak önlemler çerçevesindedir.

Hepatit-C

Etken bir virüstür. Bulaşma yolları Hepatit-B’ye benzer. Kan nakilleriyle bulaşma riski daha yüksektir. Tanısı, virüse karşı serumda antikor gösterilmesiyle konur. Hepatit-B’ye göre kronikleşme hızı daha yüksektir. Özgün bir tedavi ve aşısı yoktur. Korunma, kan ve vücut sıvılarıyla bulaşan hastalıklara karşı alınacak önlemler çerçevesindedir.

Hepatit-D veya Delta Hepatit

Etken çoğalmak için mutlaka HBsAG’ye ihtiyaç gösteren bir virüstür. Bu nedenle, kronik Hepatit-B hastalarını ve HBsAG taşıyıcılarını tehdit eder. Hepatit-B’ye karşı korunma aynı zamanda Hepatit-D’ye korunma demektir.

Diğer Virus Enfeksiyonları

Kızamık, kızamıkçık, kabakulak, su çiçeği, influenza, herpes zoster, sitomegalovirüs enfeksiyonları gibi enfeksiyonlar duyarlı sağlık çalışanlarını tehdit ederler. Bütün bu enfeksiyonlar genellikle erişkin yaşlarda daha ağır seyreder. Çocuk hastaları ve doğum bölümleri başta olmak üzere özellikle poliklinik hizmeti verilen her birimde çalışan duyarlı kişiler için risk vardır. Kızamıkçığın hamileliğin ilk dönemlerinde geçirildiği zaman fetüste anomaliye yol açabileceği bilinmektedir.

Bu hastalıkların influenza hariç hepsini serolojik testlerle tanımak ve kişinin duyarlı olup olmadığını saptamak olanaklıdır. Su çiçeği, herpes ve sitomegalovirüs enfeksiyonları hariç hepsinin etkin aşıları vardır.

Korunmak için yapılması gereken, duyarlı olup olunmadığını saptayarak duyarlı kişilerin aşılanmasıdır.

Adenovirüslerle oluşan faringokonjiktüval ateş ile keratokonjuktivite karşı, özellikle ikincisinde oftalmolojik sıvı ve aletlerin kontamine olmamasına ve parmak temasından sonra el yıkamaya dikkat etmek gerekir.

Çocuk hastalıkları bölümlerinde çalışanlar, respiratuvar sinsityal virüs enfeksiyonlarına sık yakalanırlar fakat fazla bir önemi yoktur.

Tüberküloz

Eskiden çok daha büyük risk olduğu kabul edilen bu hastalık halen de önemini korumaktadır.

Bugün için en önemli tehlike, tedavi gören tüberkülozlu hastalardan çok, başka nedenlerle yatan ve basil saçan hastalardan kaynaklanmaktadır.

Patologlarda halen en çok risk altındaki grup olmaya devam etmektedirler. Korunma; periyodik akciğer grafisi ve PPD taramaları, bazı özel durumlarda ilaçla korunma ve aşılanmanın bileşimi ile gerçekleştirilir.

Gastroenteritler

Yiyecek kökenli tüm enfeksiyöz enteritler, her yerde olabileceği gibi sağlık kurumlarında da olabilirler. Fazla önemli değildir.

Meningokoksik Enfeksiyonlar

Meningokoksik menenjitli veya meningokoksemili hastalarda çok yakın (ağızdan ağıza solunum vb. gibi) temaslarda, birkaç gün rifampisin alarak korunmak gerekir.

Diğer Bakteriyel Enfeksiyonlar

Tetanus riski çok yüksek değildir. Ama %100 korunabilir bir hastalık olduğu için mutlaka aşılanmak gerekir.

Difteri için de benzer şeyleri söylemek olanaklıdır.

Boğmaca erişkinlerde hafif geçer. Aşılanmak fazla önerilmemektir.

Tifo ve brusellozis genellikle laboratuvar kazaları ile bulaşırlar. Laboratuvarda güvenlik önlemlerine dikkat etmek gerekir. Lejyoner hastalığı bir cins pnömonidir.

Havalandırma sistemlerinde vb bulunan durgun suların kontaminasyonundan kaynaklandığı sanılmaktadır. Ölümle sonuçlanan vakalar bildirilmiştir. Şimdilik en geçerli korunmanın erken tanı ve tedavi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Diğerleri

Histoplazmasis sistemik bir mantar enfeksiyonudur. Genellikle laboratuvar kazaları sonucu oluşur.

Son yıllarda çeşitli yabancı ülkelerde kanamalı ateş denen ciddi klinik tabloya neden olan bazı virüsler gösterilmiştir. Ülkemizde durum bilinmemektedir. Bu tür hastalara karşı, kesin izolasyon gerektiren hastalıklara karşı alınacak önlemlere dikkat edilmelidir.

 

Biyolojik Etkenlere Maruziyet Risklerinin Önlenmesi Hakkında Yönetmelik  için TIKLAYINIZ…

 

administrator

    İlgili Yayınlar

    Bir cevap yazın